Biyografi, Gallery, Post Format

Guillaume Berggren Kimdir

Yıl 1835, soğuk bir kış havası var Stockholm’de, koleradan halkın kırıldığı günler, tarihler 20 Mart’ı gösteriyor. Ressam olan Peter Gustaf Berggren 3. çocuğunun doğum haberini bekliyor, sabırsızlıkla, saatler gece yarısına yaklaşıyor ve Berggren ailesinin 2. erkek çocuğu olarak dünyaya geliyor Pehr Wilhelm Berggren.

Seyyah, ressam Peter Gustaf Berggren’in, Onüçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi Pehr Wilhelm. Ne yazık ki, fakir bir aile olan Berggren’lerin ancak üç çocuğu hayatta kalabilmişti. On kardeşini daha doğmadan kaybetmişti. Büyük ağabeyi Carl Gustaf ve ablası Hilda Charlotta ile beraber Pehr Wilhelm Berggren zor koşullar altında bir hayat sürmesine karşın, aileden sadece kendisi eğitim gördü. Fakat dünya yeni keşifler zamanındadır, uslu bir çocuk olmasına rağmen küçük Wilhelm çok meraklıdır. Dışarıdaki dünya onu çağırmakta ve oda buna karşılık vermek istemektedir.

1848 yılında önce ressam babasının, 1850 yılında da annesinin ölümü üzerine onbeş yaşında evi terk eder Wilhelm. Çırak olarak çalışmaya başlar marangoz ustasının yanında. Bu iş tatmin etmez genç Wilhelm’i , 4 Ağustos 1855 yılında dış ülkelere seyahat edebilmek için Stockholm polisinden süresiz bir pasaport alır. Yaklaşık bir-iki gün sonra da, yirmi yaşında İsveç’ten yola çıkar. İlk durak Hamburg’dur. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra Berlin’e geçer. Marangozluk deneyimini yeni keşiflerden biri olan Fotoğraf makinelerine tahta kutu yapan bir atölyede kullanır. Daha sonra Berlin’de fotoğrafçılık yapan dul bir kadının yanında işe başlar. Burada hem fotoğraf makinelerinin kutularını tamir eder, hem de yeni keşif fotoğrafçılığın detaylarını öğrenir. Burada yeni tekniklerden Daguerreotype, Ambrotype tekniklerini, Wet Collodion yöntemini, fotoğraf çekimi için cam negatif hazırlamasını ve bunun ilaçlarının yapılmasını öğrenir. Ama merakı devamlı Wilhelm’i çağırmaktadır. O dünyayı görmek ve yeni insanlar tanımak istemektedir. Zaten yeni icatların, yeni keşiflerin sebebi de hep bu merak değil midir . Fotoğrafçı kadının ölümü üzerine bir süre atölyeyi çalıştırır. Fakat içindeki seyahat ve dünyayı gezme arzusunun peşinden tekrar yollara düşer.

Sırasıyla, Dresden, Lubliyana ve Bükreş’i gezer. Sonra Odessaya yerleşir. İki yıl burada kalır. Birkaç işe girer-çıkar, en son maden ocağında çalışırken, sıkılan Berggren 1866 yılında Odessa şehrinden Marsilya’ya giden bir gemiye bilet alır. Amacı Karadeniz’den, Marmara’ya oradan Akdeniz gitmek. Sonra da Cebelitarık boğazını geçerek Atlas Okyanusu üzerinden, Amerika New York şehrine varmaktır. Ama evdeki hesap çarşıya uymaz, hep bu merakı yüzünden.

Odessa’da başlar yolculuğuna, gümrük işlemleri için İstanbul’da geminin beklemesinden faydalanarak şehri gezer Beggren, İstanbul’a aşık olmuştur . Şehirde Camilerde okunan ezan sesleri, insanların hareketliliği, satıcıların yollardaki çığırtkanlığı kısacası oryantalizm büyülemiştir Wilhem’i. Gemi Wilhelm’i almadan yola çıkar, artık yeni memleketi burasıdır ve hayatının sonuna kadar burada yaşayacaktır.

Önce denizyollarında bir iş bulur kendine daha sonra fotoğrafçılığa karar verir. Ve adını da, o zamanın modası olan bir Fransız ismi ile değiştirir. Pehr Wilhelm Berggren olan İsveçli ismi, artık Guilliaume Berggren olarak anılacak ve bütün Osmanlı’da bilinen en önemli fotoğrafçılar arasında yer alacaktır.

İlk fotoğrafhanesini Büyükdere La Pierre oteli içinde =Guilliaume Photograpghe – Hotel La Pierre – Bouyouk Dere= olarak açtı. Bu unvan altında Osmanlı da insan portreleri serisini hazırladı. Bu seri içinde Osmanlı tebaasından halkların yerel kıyafetleri ile fotoğraflarını çekti. Ancak Büyükdere yaz aylarında hareketli olması, kışın ise nüfusun çok azalması sebebi ile, fotoğrafçılığın merkezine namı diğer Pera ‘ya taşınmaya karar verir. Berggren. İlk stüdyosunu da Tepebaşı 31 Numarada, F.Adams piyano galerisinin üstünde açtı. Photographie Parisenne adını kullandığı bu stüdyoyu E.A. Carletti’ye devrettikten sonra Cite De Pera (şimdiki Çiçek Pasajı) ya yerleşti. 1880 yılında Pera Caddesi Derviş Sokağı (piremeci sokağı) 414 numara 2. katta bir stüdyo açar. Kartlarında Grand Rue de Pera 414 / vis-a-vis l’Eglise Saint-Marie (Pera Caddesi 414 numara- Saint-Marie kilisesi karşısı) adresini kullanmaya başlar. Ve Berggren’in adı bu stüdyo ile beraber tanınmış fotoğrafçılar arasına girer. Bir dönem kartlarında Brousse (Bursa) şubesinin de olduğunu belirten ibarelerde kullanmasına rağmen, ortaklık mı yaptığı yoksa başka bir fotoğrafçıya malzememi sağladığı yada kendisinin mi yer açtığı tespit edilememiştir. Ama çekmiş olduğu Gemlik-İznik-Bursa serilerinden anladığımız bu birlikteliğin faydasının olduğudur.


1870 yılında stüdyosunda çalışan kendiniden 19 yaş küçük Rum kızı Amelie Manapulo ile evlenir. Fakat bu izdivacının pek mutlu olduğu söylenemez. Asmalı mescit sokağı”nda 51 numaralı Hacı İlyas Bey apartmanında (bugünkü adıyla Hak Hürriyet Apartmanı) yaşamaya başlarlar. Bu evliliğinden 1871-1873 yılları arasında 2 kız( Caroline ve Virginie) 1 erkek (Gustave), 3 çocuğu olur. O artık bir Osmanlıdır. Sarışın mavi gözlü bu adamı hiç kimse yadırgamamaktadır artık. Gerçi çok rahat bir hayatı yoktur Berggren’in çünkü Padişahın fotoğrafçısı olmak dışında bu işten para kazanmak kolay değildir. Bu yüzden bu mevkii için kıyasıya bir çekişme vardır, Abdullah Biraderler, Kargopoulo, Sebah & Joallier hem padişahlara yakınlıkları hem de mülki erkanla ilişkileri sebebi ile Berggren’in şansı yoktur. Zaten Berggren’in de böyle çekişmelere girmeye niyeti yoktur. Onu buraya getiren merakı Berggren’i stüdyoda tutmaya yetmemektedir. Bu sebeple 1875 ile, ilk mali sorunlarını yaşayacağı 1900 yılları arasında çok faaldir. Birçok dil konuşur, Pera’nın kozmopolit çevreleriyle içli dışlıdır. Gerek ordu (kayınbiraderinin Osmanlı ordusunda subay olamsınında yararıyla), gerekse de işadamları çevrelerinde kabul görür. Özellikle elçilikler Berggren’i desteklemektedir. Ruslarla (Rus Büyülelçisi İgnatieff), Almanlarla (Goltz Paşa) yakın ilişkiler kurar. Bu ilişkiler sayesinde, izin verilmeyen veya zor gidilebilen yerlere, gidebilme ve fotoğraf çekebilme şansına ulaşır. Bunun yanında Berggren İstanbul aşığıdır ve İstanbul’u fotoğraflamakta kimsenin gitmediği kimsenin fotoğrafını çekmeye tenezzül bile etmediği yerleri çekmekte, fabrikaları, limanları, demiryollarını pozlamaktadır. Portre çekip çok daha fazla para ve prestij kazanmaktansa dışarıda olup zor işleri yapmak, artan turistik talepleri karşılamaya yönelik özel çalışmalar yapmaktan çok daha büyük keyif almaktadır.

Bu sebeple 1875 yılında ıslak kollodyon cam negatif yöntemi ile İstanbul dizisi hazırlar. Beggren, ilk dönemlerde pozitif baskılarını 25×35 cm. büyük boylarda albümin kağıtlara hazırlarken, daha sonra Standard ölçü sayılan 21×27 cm. ölçülere geri dönmüştür. 1875-76 yılları arasında Anadolu Yakasından, 10 Parçalık Boğaz panoraması, Galata Kulesinden çekilmiş 10 Parçalık Salıpazarı-Karaköy-Haliç-Topkapı Sarayı panoraması, Beyazıt Kulesinden Süleymaniye-Eminönü-Sultanahmet-Haliç panoraması, en önemli çalışmalarındandır. 1880 yılında taşındığı Derviş Sokağındaki stüdyosunda, Meslek ve Kıyafetler serisini hazırlar. Berggren hazırlamış olduğu manzara ve sosyal fotoğrafları ile tanınmış bir fotoğrafçı olmuştur artık. Yurtdışından İstanbul’a gelen ziyaretçiler Berggren’in hazırladığı albümlerden almadan dönmez olmuşlardı. Gerek fotoğraf kalitesi gerek resimlerin özellikleri ve Emmanuel Horn ile Auguente Tarnawski tarafından hazırlanan özel cilt kapakları ile beraber çok güzel hediye ve tanıtım aracı oluyordu.

Artık manzara fotoğrafçılığında Osmanlı’nın tartışmasız en iyi ismi olan Berggren, (bir dönem fotokartlarının arkasında Photographie Paysagiste –Fotoğraf Peyzajcısı ibaresini kullanacak kadar), belgesel açıdan da önemli çalışmalara imza atar. 1878 yılında Osmanlı-Rus savaşı (93 Harbi) sonrasında Yeşilköy (Aya Stefanos) sahillerinde kamp kurmuş Rus askerlerini, uzaktan fotoğraflarını çekmiştir. Berggren, herhalde yakından fotoğraflamanın sonuçlarını tahmin ettiği için (Kevork Abdullah –Abdullah Biraderler- şahsen çektiği fotoğraflar ve işgalci Rus generalleri yakınlığı sebebi ile, II. Abdülhamit tarafından ihanetle suçlanmış ve Saray Fotoğrafçılığı görevine son verilmiştir) sadece belgesel amaçlı bir seri hazırlamıştır.

Berggren rahatsızlığı sebebi ile 1883 yılında tedavi amacıyla doğduğu ülke İsveç/Stockholm’a gider. Bu seyahat esnasında Şark Ekspresinin (Orient Expres) açılışını da fotoğraflar. Stockholm’da vefat etmiş olan ablası Charlotta’nın dünyalar güzeli kızı, yani yeğeni Hilda Ullin ile beraber kalır. Fakat İstanbul özlemine fazla dayanamaz yeğeni Hilda’yı da yanına alarak hemen geri gelir. Hilda’nın güzelliği İstanbul’da hemen duyulur ve birçok talibi olur. Fakat Hilda dayısını yalnız bırakmaz ölümüne kadar onunla beraberdir artık. Hatta Dayı-Yeğen arasındaki bu sıkı ilişki hakkında sayısız aşk söylentileri de dolaşır Dersaadet te.

Dönem II. Abdülhamit dönemidir. Birçok yabancı Kral, Kraliçeler, Prensler ve Devlet Adamları Osmanlıyı, özelliklede İstanbul’u ziyaret etmektedir. Bunların bir kısmı ziyaret amaçlı iken bir çoğu da politik ve ekonomik amaçlıdır. İşte böyle bir ortamda Norveç-İsveç Kralı II. Oscar karısı Kraliçe Sophia ve Prens Eugene ile beraber 1885 yılında İstanbul’a gelir. Fakat o dönemde saray fotoğrafçısı Vasilaki Kargopulo’dur. Ama yine de, Kral II. Oscar vatandaşı Berggren’in methini duymuş, Berggren’e, ailesi ile elçilik binasında özel fotoğraflar çekmesini rica etmiştir. Bu fotoğraflardan hazırladığı özel albüm nedeni ile de Guillame Berggren’e Litteris et Artibus nişanı ile ödüllendirilmiştir. Berggren’e 1886 yılında da İsveç Kraliyet Fotoğrafçısı ünvanı verilmiştir. Artık Berggren’inde diğer rakip fotoğrafçılar gibi cabinet’ lerde kullanabileceği madalyası vardır.

Berggren, 1884 yılında Cibali Tütün Fabrikasının, çalışma yapısını, çalışanlarını ve yöneticilerini fotoğraflayarak, Osmanlı’nın en ilginç belgesel çalışmalarından birine imza atar. Bu çalışma o kadar hassas bir konudur ki, bundan sonra, fotoğraf ve gelişme terimlerinin nasıl paralellik arz edeceğinin de belgesi olmuştur. Fotoğrafın görsel olarak nasıl bir piar çalışmasına dönüştüğünü göstermesi açısından da bir ilk olacaktır. O dönemde mevcut tütün fabrikaları kapalı olduğundan, Tütün imtiyazını elinde bulunduran, Regie Cointeresse Des Tabacs L’Empire Ottoman (Duhanları Müşterek-Ül Menfaa Reji Tütün Şirketi -1884-), kendi işleme fabrikalarını kurmak, gerekli yerlere depolar inşa etmek ve kendi idari hizmetlerini oluşturmak zorundaydı. Bu işlemler Nisan 1884 yılında başladı. Berggren’in yıl sonunda yayınlanan 29 fotoğraflık albümü, İstanbul fabrikasında işlerin nasıl yürüdüğünü sergiliyor, ve böylece yeni bir sanayi çalışması estetiği oluşturuyordu. Mekanik atölyesinden, ihracat ve paketleme servisine kadar, iş bölümünün her aşaması fotoğraflanmış ve her işçi, kendisinden beklenen en karakteristik hareketleri yapmakta olduğu bir tezgahın başına yerleştirilmişti. Çekim için özel olarak yerleştirildiği muhtemel olan Türk bayrağının varlığı da ‘’ulusal’’ bir işletme olduğunu vurguluyordu. Berlin, Melbourne, Budapeşte, Paris ibarelerini taşıyan özenle sergilenen ambalaj etiketleri, işletmenin uluslar arası hizmet verdiğini gösteriyordu. Bu çalışma yabancılara verilen imtiyazın ne kadar faydalı olduğunu anlatmakta, belki de bu tarihten sonra yabancılar tarafından alınacak imtiyazların, önüne çıkacak engellerin bir nebzede olsa ortadan kaldırılmasına sebep olacaktır.

İsveçli Silah Fabrikatörü Thorn Nordenfelt tarafından İngiliz tersanelerinde üretilip, Taşkızak tersanesinde montaj edildikten sonra, haliçte denemeleri yapılan (5 Şubat 1887) Abdülhamit Denizaltısının fotoğraflarını çeker.

1889 yılında Deutche Bank önderliğinde kurulmuş olan Anadolu Demiryolu Şirketi Haydarpaşa-İzmit-Ankara-Konya hattı yanı sıra Feneryolu’ndan Fenerbahçe’ye, Arifiye’den – Adapazarı’na, Alayunt’tan – Kütahya’ya uzanan ek yolları ile beraber 1035 km’lik bir demiryolu hattı yapmaktaydı,. Buna ilave olarak, Anadolu Demiryolu’nun 2. Abdülhamit tarafından Bağdat’a kadar uzatılması isteğine karşılık, Almanlar’ın İstanbul Büyükelçisi Marshall von Bieberstein tarafından gündeme getirilmişti. Anadolu’dan gelecek mallar kolayca Avrupa’ya ulaştırılacaktı böylece. Büyükelçi ile Abdülhamit’in konuşmalarında Osmanlı Padişah’ının Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde ulaşım yapılması için projeleri de ele alınmıştı. Haydarpaşa Limanı imtiyazı da 29 Ocak 1889 tarihinde Almanlar’ın denetimindeki Anadolu Demiryolu Şirketi’ne verilmişti. Bu sebeple 1889 yılında, Anadolu Demiryolu Şirketi Kurucusu Alfred Kaulla, dostu olan ve Osmanlı Ordusunda görev yapan Alman asıllı Colmar von der Goltz Paşa’dan mevcut hatlar için bir fizibilite raporu sunmasını rica eder. Von der Goltz, Almanya’nın ve Osmanlı Devleti’nin Doğu’daki nüfuzunu garantilemek için Bağdat tren yolunun inşa edilmesini de desteklemekteydi. Bu fikir, yeni pazarlar bulmak için tren yollarının yapılmasını destekleyen Alman ekonomisinin çıkarlarıyla da örtüşüyordu. Bunun üzerine Goltz Paşa, manzara fotoğraflarıyla haklı bir üne kavuşmuş olan, Berggren’in de bu projede yer almasını ister. Berggren’ de Anadolu Demiryolu yapımlarını ve demiryolu üzerindeki yerleşim yerlerine incelemek ve hem bu bölgelerin tarihsel eserlerini fotoğraflamak için bu ekibe katılır. 20 Mayıs 1889 tarihinde başlayan bu gezi 07 Haziran 1889 tarihinde yine İstanbul da son bulur. Bu tarihler arasında hat üzerinde çektiği fotoğraflar hala günümüzde bile eşsiz olarak nitelenen, tarihsel bir Anadolu serisi kabul edilmektedir.

Daha sonra demiryolu ile ilgili çekimlerine Trakya’da devam eder, Selanik’e kadar güzergah üzerindeki Dedeağaç, İskeçe, Drama, Timurhisar ve Seres’te çekimler yapmıştır.

Beggren, yine İstanbul’da, İstanbul Rıhtım, Dok ve Antrepoları Osmanlı Anonim Şirketi adıyla kurulmuş (1891) olan şirketin, Karaköy ve Galata rıhtımındaki genişletme ve yenileme çalışmalarını fotoğraflamıştır (1893). Burada fotoğraf, olayın gelişimini en yakından izlemekte ve ona tanıklık etmektedir. Aslında şöyle de düşünülebilir, Borçların yarattığı bir sıkıntının da etkisiyle, dolaylı yoldan Sultan Abdülhamit Han ile tartışan yabancı sanayicilerin birçoğu, Sultanı ikna edebilmek için fotoğrafçı da tutmuş olabilir. O sıralar limanların yeniden düzenlenmesi yabana atılamayacak kadar büyük bir işti. Kasım 1890 yılında, Michel Paşa, İstanbul limanının inşaatı ve işletilmesi ruhsatını elde etmiş. Yukarıda belirttiğimiz İstanbul Rıhtım Dok ve Antrepoları Osmanlı Anonim Şirketi – Societe des quais, docks et entrepots de Constantinople- şirketini kurmuştu. 1892 yılında çalışmalar Duparchy’ ye verilmiş olup, o da 1893 yılında bu çalışmaların fotoğraflanıp albüm haline getirilme işini Berggren’e ısmarladı. Limanların açılış töreni 1896 yılında yapıldı, ancak Berggren’in albümü, inşaatın gelişimini sergiliyor, bitmek üzere olduğunu müjdeliyordu. (Thobie,1977). Berggren bu fotoğrafları Osmanlı’ca yayınlanmakta olan Malumat dergisinde (1895) kullanmıştır. Aynı zamanda ilk sayısından (1895-1905) itibaren bu dergide kimi zaman kendi adıyla kimi zaman isimsiz olarak fotoğrafları basılmış ve yayımlanan haberlere görsel malzeme sağlamıştır.

Berggren sadece fotoğrafçı değildir. Belki de babasından yegane kalan yetenek olarak iyi birde ressamdır. Çektiği fotoğrafların dışında birçok karakalem çalışması mevcuttur. Bu kimi zaman hayali harem dairesi olurken, kimi zaman gerçek bir karakterin tuvale yansıması olarak hayat bulmaktadır. Öyle ki bazı karakalem çalışmalarını fotoğraflayarak turistik amaçlı resim haline bile getirdiğini görülmektedir.

Sorunsuz geçen 1890’lı yıllara rağmen, 1900 yılların başında Berggren Beyoğlu 414 numaradan yine Beyoğlu’nda Asmalı Mescit 9 numaraya taşındı. Fakat yıllar savaş yıllarıydı artık. Değil turist, yerli halkta fotoğrafa harcayacak para yoktu. 1895 yılında –zaten az sayıda olan- portre çalışmalarını asistanı David Joseph’e devreder. İnsanlar artık daha ekonomik ve rahatlıkla çoğaltılan yeni akım kartpostallara yönelmiştir. Önce Kartpostal editörlerine resim verir Berggren. Bu editörler arasında Max Fruchterman, Rochat, Jaques Ludwighson, Lapina, F. Loeffler, Nikolaievitch, R&K.L., Salomon Cohen, Bon Marche, MJC, I.L.M, I&MM, Salut De Constantinople, Lapina, MB, A. Zellich Fils, Sinan Constantinople, M. Jsraelowitz, M.J.& A.F. gibi irili ufaklı, hemen hemen bütün kartpostal editörleri vardı. Hatta Georges Papantoine adlı Rum editörün hazırlamış olduğu 130 adetlik serinin tamamı Berggren’in fotoğraflarından oluşmaktaydı. Berggren Osmanlı toprakları dışındaki editörlere de resim sattı (A. Lazzotti – Milano/İtalya, Max H. Rudmann Kahire/Mısır). Tütün reklamlarında, tütün fiyatlarını gösteren kartlarda da Berggren’in çektiği fotoğraflar kullanılıyordu. Kısa bir dönem kendiside kartpostal hazırladı. Fakat fotoğraftan kartpostala dönen resimler hem çeşit açısından hem de ekonomik olmaması sebebi ile fazla rağbet görmedi. Elindeki cam negatifleri pencerecilere satmaya başlayacak kadar zor durumda kaldı Berggren. Durumdan haberdar olan Alman Elçiliği 1914 yılında elinde kalan bütün cam negatifleri satın alarak biraz rahatlattı yaşlı adamı. 1920 yılının 26 Ağustosunda çok sevdiği yeğeni Hilda’nın yanında tam 75 yaşında hayata gözlerini yumdu yaşlı maceraperest, 54 yıl İstanbul aşığı olarak yaşadığı hayatını yine İstanbul’da bitirdi. Cenazesi son kalan bütün malzeme ve eşyaları ile beraber Feriköy Prostestan mezarlığına gömüldü. Belki Osmanlı tebaasından değildi, belki İstanbul’da doğmamıştı ama pek çok Osmanlı’dan daha Osmanlı yaşadı, birçok İstanbulludan daha çok sevdi İstanbul’u ve bunu da göstere göstere ispatladı Memaliki Osmaniye’ye…..

Hasan Sezer